TELMİH-Hikaye-
TELMİH
Otogarın
dondurucu soğuğu, diğer muavinlerin bağırışları ve seyyar satıcılar hepsi Senem’in
kulağında yankılanıyordu. Alışmıştı artık işteki ikinci yılıydı. Beklenmedik
şekilde şoför yanına yaklaştı ve şöyle dedi:
-Günaydın
Senem.
-Günaydın
Osman Abi
-Bu
sefer yol uzun, şirket ikram almış onları orta kapının oradaki bölmeye
yerleştirdim Polatlı’ya gelince dağıtırsın.
-Polatlı
geç değil mi ikram için?
-Değil
değil sabah trafiğine kalırız gibi görünüyor. Merkeze gitmemiz en iyimser kırk
beş dakika.
-Anladım,
kalkış saati geldi sayılır ben yolcuları çağırayım.
Otogardaki
tüm bağırışlara bir de Senem’in bağırışları eklenmişti. “Ankara, Ankara,
İstanbul-Ankara” diye inliyordu otogar. Son yolcuların da yerini aldığını teyit
ettikten sonra muavin koltuğuna doğru ilerlemeye başladı ancak orta kapıda çok
tanıdık bir sima ile karşılaştı,
Muavin
Deniz.
Tüm
yolcular ve şoförlerin nefret ettiği dünyanın en kaba muavini olabilirdi bu
adam. Yol boyu hiç susmayan, yolcularla saçma sapan muhabbetlere giren, sürekli
dinlenme tesislerinin kaptan kısmında at yarıştı takip eden boş beleş bir adam.
Senem onu görünce bütün hevesi kaçtı. Hızlıca ön kapıya ilerledi kapıdan
hafifçe başını uzatarak şoförü ve dolaylı olarak Deniz’i çağırdı. Deniz onu
görür görmez sahte bir gülümsemeyle ön kapıdan otobüse bindi. Senem onu
görmezden geldi ve hızlıca koridor tarafı iki numaraya yerleşti. Bu koltuk
genelde satın alınmazdı Senem de zaman zaman burada otururdu. Muavin koltuğuna
Deniz’in oturduğunu gören şoför, çaresizliğini çok iyi ifade eden gözlerle
Senem’e baktı ancak yardım çağrısı cevapsız kaldı. Senem ise daha çok ben
kendimi kurtardım der gibi bakıyordu. İlk başta Deniz’in gelmesini şoförün
planladığını sanmıştı bu da bir nevi Senem’in şoförden intikamıydı ama
anlaşılan bu onun kararı değildi ancak onun için de oldukça zorlu bir yolculuk
olacaktı.
Gebze’ye
geldiklerinde ise Muavin Deniz bir dakika olsun susmamıştı ve hala kesintisiz
konuşmaya devam ediyordu. Açtığı konu da konu olsa diye içinden geçirdi Senem.
Geçen yaz amcasıyla Kıbrıs’ta nasıl kumar oynadığını anlatıyordu. Sonra
bambaşka bir konuya geçiyor. Lisedeyken lisanslı yüzücüydüm yahut spor lisesini
kazandım, annem göndermedi yahut geçen yarışta iyi ki ona oynamışım, Gülsarı
nasıl koşuyordu…
Senem
ise artık sadece yola bakıyor ve daha hızlı geçmesi için ne yapabileceğini
düşünüyordu. Ama ister istemez Deniz’in hayatının her detayına hakimdi. Sivrihisar’a
geldikten yalnızca yirmi ya da yirmi beş dakika sonra yolun ortasında yeşil
yelekli parlayan bir grup insan gördü Senem. Polis oldukları kabak gibi
ortadaydı. Ancak otobüsü çevirmeye almaları pek normal değildi çünkü otobüs belediyeye
aitti ve bu yoldan defalarca geçmişti. Önceki seferde olmayan tek bir şey vardı
bu defa. Deniz.
Otobüs
durdu, şoför polisin isteği üzerine ön kapıyı açtı üç memur sırayla içeri
girdi. Senem ve şoför polislere kimliklerini verdi. Sonra Senem uyuyan
yolcuları uyandırdı. Polisler herkesin kimliğine baktı. Tüm bunlar olurken
Deniz orta kapıdaki ikramların olduğu küçük dolapla ilgileniyordu. Memurlardan
biri Deniz’in yanına gitti ve ondan kimliğini istedi. Deniz önce yanında
olmadığını yenilemek için Nüfus Müdürlüğü’ne verdiğini söyledi fakat eninde
sonunda kimliğini çıkartıp polis memuruna verdi.
Memur
kimlikle birlikte diğer iki memurun yanına gitti. Aralarında bir şeyler
konuştular Senem ile şoför ise birbirlerine bakıyorlardı. Memurlardan biri
otobüse dönüp Deniz’i polis arabasına bindirdi. Diğer iki memur ise Senem ve
şoförle konuşmak için yeniden otobüse bindiler. İlk memur “Yolculuk nereye?” diye
sordu. “Ankara” diye cevap verdi Şoför Osman. “Deniz bey ile ne zamandır
tanışıyorsunuz?” diye sordu diğer memur. “Onunla sayısız sefere çıktım ama çok
yakın değiliz, kendisini pek sevmem.” dedi Senem cevap olarak. Şoför Osman, Deniz’in
ne yaptığını sordu, memur şöyle cevap verdi:
2017 yılında
İstanbul’da emlakçılık yapıyormuş fakat aynı evi iki-üç kişiye satmaya
çalıştığı ortaya çıkınca kovulmuş. 2018’de sahte içki ürettiği için 2 yıl hapsi
istenmiş. Sonrasında 2020 yılında insanlara karaborsadan maske ve dezenfektan
sattığı ortaya çıkınca hakkında 1 yıllık denetimli serbestlik kararı çıkmış.
Sonra da amcası vasıtasıyla belediyede işe girmiş 10 aydır belediyede
çalışıyormuş ancak bir önceki Urfa seferinde kaçak çay getirdiği belirlenince
de İstanbul’da ifadesi alınmış, “kaçak çay seviyorum” deyince de bizim ekipler
sinirlenmiş, haliyle bunu nezarete atmışlar. Amcası da “sefere gideceksin”
deyip bunu nezaretten çıkarmış, bize de talimat geldi “onu bulun karakola
götürün” diye.
“Vay
be!” dedi Şoför Osman yüksek sesle.
O gün
Deniz’i Eskişehir’de karakola götürdüler Senem’e de: “İfade vermenize gerek yok
fakat seferi tamamlayın.” Dedi memur. Memurlar otobüsten indi kendi arabalarına
bindiler Şoför Osman da koltuğuna geçti Senem de muavin koltuğuna yolculuğun
sonrası planlandığı gibi gitti. Polatlı’da Senem yolculara çorba ikram etti.
Şoför Osman’ın öngördüğü gibi kırk beş dakikada merkeze ulaştılar. Otogara
girdiler ve Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden gelen yolcu listesini
incelediler. Sefer ertesi gün sabaha karşı idi. O gece Senem ve Şoför Osman
Ankara’da belediyenin misafirhanesinde kaldılar. Sabah daha güneş doğmadan
hazırlandılar. Otogara geçtiler yine yolcular kontrol edildi, ikramlar
yerleşti. Tam kapı kapanırken biri içeri girmek istedi. Şoför Osman kapıyı açtı
gelen adam:
-Merhaba,
ben yeni muavin Tahir
Senem,
Tahir’i sıcak karşıladı. Sohbet ettiler. Tahir, yetimhane de büyümüştü.
Bursalıydı. Üniversiteyi de Bursa’da okumuş, Coğrafya bölümünde. Yollardan
giderken Senem’e sürekli ağaçları, bitki örtülerini anlatıyordu. Senem çok
konuşmaya gelemiyordu ama nispeten daha iyi konuşuyordu Deniz gibi boş anılar
anlatmıyordu. Servis vakti geldiğinde ise Senem kendini çok tecrübeli hissetti
ve yolda Tahir’e neler yapması gerektiğini anlattı. Birlikte yolculara çorba
dağıttılar. İstanbul’a dönene kadar da sohbet ettiler.
Otobüs
İstanbul’a geldi. Tahir yolculara valizlerini geri veriyor, Senem ile Şoför
Osman ise aralarında konuşuyorlardı. Şoför Osman yine Deniz konusunu açmıştı.
Otogarın içindeki bir pastaneye oturdular. Birer çay söylediler ve Şoför Osman
çayından bir yudum alarak söze girdi:
-Deniz
gibiler çokmuş bu ara diğer şoförlerle konuştum. Belediyenin bu hizmeti yeni
diye hemen tanıdık bulup kendini aklamaya çalışanlar varmış. Belediyeye ait
olan nerdeyse bütün otobüsleri çevirmişler Eskişehir yolunda. Başkanın iyi
niyetini suiistimal değil de nedir bu ya adam iş bulun diye imkân yaratsın siz
gidin tanıdığınız sabıkalı adamları aklamaya çalışın.
Senem
sordu:
-Acaba
amcası hala belediyede mi?
-Hayır
değil, benim kızım belediyede çalışıyor Deniz ortaya çıkar çıkmaz işten
çıkarmışlar.
Tahir
oturdukları pastaneye geldi, yanlarına oturdu, telefonunu açıp Senem’e
göstermek için bir haber sayfası açtı. Senem sayfadaki manşeti okuyunca çok
şaşırdı ve telefonu ışık hızıyla şoföre uzattı.
“Sabıkalı
Muavine Eskişehir’de Tuzak”
Haberin
devamında ise belediye başkanının Eskişehir belediyesiyle irtibata geçip
Deniz’i yakalattığı yazıyordu. Belediye başkanı şoförlerle konuşurken Deniz’in
adını çok duyunca kendisini biraz araştırmış. Amcasının belediyeye aldırdığını
öğrenmiş amcasını da biraz araştırınca onun da kabarık bir suç kaydı olduğunu
görmüş fakat onu direk kovmak yerine ikilinin daha önce işledikleri suçları da
ortaya çıkarmak istemiş. Eskişehir Belediye Başkanı olan arkadaşını aramış
bunun üzerine Deniz orada yakalanmış bunu duyan amcası da kendi ayaklarıyla Eskişehir
Emniyet Müdürlüğü’ne gidince tüm geçmişi ortaya dökülmüş.
Şoför
Osman ve Senem bunu duyunca inanılmaz şaşırdılar. Meğer tüm otogar camiasının
tanıdığı Muavin Deniz, azılı bir suçluymuş. O akşam tüm televizyon
programlarında Deniz konuşuldu bu kadar uzun süre saklanıp böyle ayağına sıkan
başkasını görmedim diyen birçok polis vardı televizyonda.
Ertesi
gün ise beklenmeyen bir şey oldu. Belediye başkanı büyük bir buluşma
planlamıştı ana konu Deniz olduğu için otogardaki neredeyse herkes seferleri
iptal edip başkanı dinlemeye gittiler. Buluşmanın gerçekleşeceği meydandaki lokantanın
önünde beklemeye başladılar. Başkanın konuşacağı küçük kürsü hazırdı bile, çok
geçmeden başkan geldi. Siyah arabasından indi kısa boyuyla ve bağırarak
konuşmasıyla ünlü olan bu başkan İstanbul halkı tarafından çok seviliyordu bu
yüzden büyük bir kalabalık vardı. Başkan yerine geçti, kalabalık ise onu
dinlemeye hazırdı. Başkan tam konuşmaya başlayacakken kalabalığın arasından
sıyrılan biri hızlıca kürsüye çıktı ve bağırmaya başladı:
“Gerçek
Deniz benim siz yanlış kişiyi yakaladınız, sandığınız kadar kötü biri değilim
bakın teslim oluyorum…”
Diye
bağırıyordu.
Şoför Osman’ın
aklına bir fikir geldi ve sahneye doğru bağırdı:
“Mert
başkan, ben o seferin şoförüyüm ve bu şahsın gerçek Deniz olmadığını
kanıtlayacak bir muavinim var.”
Senem
tüm cesaretiyle kürsüdeki adama bağırdı
“En son
at yarışında kime oynadın”
Adam hiç
düşünmeden cevap verdi:
“Rüzgar’a
tabi ki”
Senem
büyük bir kahkaha attı ve Şoför Osman’dan aldığı Deniz’in at yarışı oynadığı küçük
kâğıdı çıkardı.
“Sen
Deniz değilsin Deniz her zaman Gülsarı’ya oynar!”
Yorumlar
Yorum Gönder